Kendinize İzin Verin

Kendinize İzin Verin

Koçlar Konuşuyor

İş hayatınızda başarıya mı odaklandınız, ya da bir müzik aleti çalmak için hedef mi koydunuz, belki de herhangi bir spor dalında bir şeyler öğrenmekte olabilir ve yaptığınız işiniz de mutlu olmak mı istiyorsunuz?

İlk defa başladığımız ya da kendimizi geliştirmek için onca çaba ve performansın bazen başarmayı düşündüğümüz anda bizi baltalayan bir şeyler olduğunu biliriz.

Baltalayan şeyin NE olduğunu ve NASIL yaptığına bir bakalım.

O zaman kendinize izin verin.

Çünkü içinizdeki “SİZ” bir çok şeyi başarmak için yola çıktığınızda izin vermiyor.

Evet yanlış duymadınız “SİZ” izin vermiyorsunuz. Yani içinizdeki BEN(LİK) bunun adı.

Yalın bir tanımla Benlik; kişinin sahip olduğu tüm zihinsel yapının ve dış özelliklerinin bir bütünüdür. Ya da Psikolojinin tanımıyla; Bir kişinin nasıl düşündüğünü, algıladığını ve kendisini nasıl değerlendiğini anlatmak için kullanılır. Yani kendinin bilincinde olmak, benliğe sahip olmak demektir.

Benlik tanımından bahsederek başlamak istedim. Sebebi zihnimizdeki iç sesimizin adı için bu tanımı kullanmam. Zihinsel oyunların tanımı bir açıdan. Size kendi yaşadığım bir hikayeden örnekle anlatmak istiyorum.

Hayalimin peşinden gitmeye başladım yıllar önce, ben iyi bir eğitmen ya da motivasyon konuşmacısı olmak istiyordum. Bu konu ile ilgili bir çok eğitime katıldım, kitaplar okudum ve başarmak için bu konuda ki gereklilikleri tamamladığımı düşünüyordum. Düşünüyordum ama; tabii ki öğrenmenin sonu yoktu  ve mutlaka daha bir çok şey katacaktım kendime.

Uzun ve zorlu bir hazırlanma sürecine başlarken bir şeyler vardı engel olan ve benimle mücadele eden. Hem öğrenmeye çalışıyor hem de içimdeki bir şeylerle mücadele ediyordum ve farkındaydım ama ne olduğunu bilmiyordum. Kitap okumaya başladığımda bile bunu yaşıyordum.Eğitim sürecim zorlu ve dolu dolu geçmişti. Sonra eğitim konumu anlatmak için sahneye çıkacak ve değerlendirilecektim. Sonunda süreçten mezun olmam gerekiyordu. Gün ve saat geldi çattı. Oturduğum yerden sınıfın sahnesine çıkarken iki farklı sesle karşı karşıyaydım.

Biri vardı ki sanki beni  tanıyor ve kulağıma; “Rakiplerin çok güçlü ve sen bu sahneye yakışmadın, biraz sonra kekeleyeceksin, heyecan basacak konuşamayacaksın.” diye fısıldıyordu.

Diğer bir ses vardı ki sanki doğuştan benimle birlikte bedenimde vardı ve bana “Hayır sen çok iyisin, çok çalıştın ve rakiplerini geçebilecek performansa sahipsin ve en güzel şekilde yapacaksın bu sunumu.” diyordu.

Benim eğitime yoğunlaşmam gerekirken, her iki seste beni o andan uzaklaştırmıştı.

Sizce sergilediğim performanstan sonra ne olmuştu? Kim kazanmıştı?

Evet, tabii ki çok kötü geri bildirimler almıştım eğitmenimden ve başaramamıştım o kadar çalışmama rağmen.

Zihnimdeki iç seslerden biri galip gelmiş biri de yenilmişti. Oysaki her iki seste bendim. Başaramamıştım.

İşte sizlerde hayatınızın birçok anında bu iç seslere maruz kalarak başarısızlık, mutsuzluk, umutsuzluk içine düşmüyor musunuz?

Peki, sizin iç sesinizi duyduğunuz bir anınız var mı? Neler oldu bir düşünsenize? Sizi yapmaktan alıkoyduğu şey neydi? Belki bir iş toplantısında belki de yeni tanıştığınız biriyle ilk randevunuzda sizin kendinizi göstermenizi engelleyen bir ses…

İçimdeki o sesler “Benliğimin” çıkardığı seslerdi.

İçimdeki o iç seslerden yapamazsın diyenin adı BENLİK 1, olumlu destek olanın ise BENLİK 2.

Benlik 1; Yargılayan, devamlı konuşan, ben merkezli, hataları bulan ve bunları devamlı olarak yüzüne vurup senin aynı hataları tekrar tekrar yapmana sebep olan ses.

Benlik 2; Doğuştan var olan, kendini bilen, bedenin bilge hali, ne yapacağını öğrendiğinde en iyi şekilde uygulayan ve işi yapan taraf.

Esasında düşündüğünüzde bu diyalog sadece öğrenmeye başlayanların başına bela değil, tüm performans seviyelerinde görülebilecek bir şeydi.

Bu yargılayan benliği kenara koymak gerekliydi ve öğrenmeyi Benlik 2’ye programlamak olmalıydı.

Hedef neydi peki?

Artık iç sesime kulak vererek BENLİK 1’in bana engel olmasını önlemeye ve bir kenarda sessizce oturması, onunla savaşmak değil ama varlığını kabul ederek onunla barışmak ve ilerlemek. Bu benim için süreci kolaylaştıracaktı.

Peki, nasıl olacaktı?

“Kendi Kendimize Engel Oma Döngüsünden” kurtulmamız gerekiyordu. Belki de hepimiz birer insan olarak kendi kendimize engel olmaya eğilimliyiz, şimdi buna biraz daha yakından bakalım ve orada gerçekten neler oluyor inceleyelim. İnsanın eylemine baktığımızda Algı, aksiyon/yanıt ve sonuçlardan oluşur. Birbiri ardına gelen bu üç adımla özetlenir. (The Inner Game Of Work – İş Hayatında Zihin Oyunları – 2016)

Benlik 1 in bu müdahale zincirini nasıl kırabilirsiniz?

1-      Farkındalık; ön yargısız farkındalık şifalıdır, iyileştirici etkisi vardır. Mevcut durumu tüm açıklığı ile görmek

2-      Seçimler; tercihlerimiz varılması istenilen hedefe doğru yol almak

3-      Güven; bu eylem için gerekli gücün zaten içimizde olduğuna inanmaktır.

Bu üç kuralla ilgili deneyimim – farkındalık, tercihler ve güven – ayrılamaz bir şekilde ilişkilidir. Adeta bir bütünün üçe bölünmüş parçaları gibi. Bu üçgenin her bir kenarı birbirini tamamlar ve destekler.

Ben birçok zinciri kırdım ve BENLİK 1 imin farkında olarak BENLİK 2 ile çok güzel değişimlere imza atıyoruz. Bunun için elbette yaşam koçluğunun dünyadaki kurucusu Timothy Gallwey’e de teşekkür ederim. İş Hayatında Zihin Oyunları adlı kitap benim hayatımda dönüştürücü bir etkiye sahip oldu.

Umarım sizlerde BENLİK 1’inizin sesini duyar ve size engel olmasına izin vermezsiniz.



Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*